zaman...
di'li geçmişten genişe, sarkıyor sarkmasına, ama çürümüyor mu...
yalnızlıklar bulunabiliyor mu çürümüş kemikler gibi..
güç ve güveni aramamalıyızmışız dışarıda, içimizdeymiş, peki ya kemiklerimiz..
kırbaçlardan etkilenmiş mi acaba..
ya da dinlememiş mi insanoğlu, almayarak kırbacını.. esiri olmuş şehvetin..
hüzünlü bir akşam yemeği.. ve bırakılan nesiller..
çok değil, iki kadeh şarap.. gönlünü hoş edecek kadar.. kalbinde yer açacak..
gitmemiş mi peşinden, ağzının suyu akarak, üstün tanrıçasının peşinden..
bir günahkar gibi cehenneme giderken.. ama başkalarıymış cehennem..
hayat bir cehennem.. mahkumuz ona.. var olanın tersini aramak boşken..
özgürlük yolcuları... daha düşünemezken boğuldular..
çünkü ne için savaştıklarını bilmiyorlardı.. belki de hayatın son anında farkettiler..
onun için bırakmadılar hiç bir güç belirtisi... güvenden yoksun kemikler..
kalanlar... dolaylı ya da dolaysız reddettiler.. doğuştan yalancılar,, birer kahraman oldular...
akıl bir kahraman, ama sonuna dek götüremez seni, gücünü duygudan alırsın,, ve bakir kalırsın cehennemde...
bilirsin, fikirler mükemmel kafandaki, ben de biliyorum.. ama kavramlarımız yanlış, cehennem de öyle..
kendimizin farkında olduğumuz sürece, neler hissettiklerimizin... buraya kadar...,
kalırsın böyle işte...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder